Daffodil-11 ya da insana özgü şeyler

Monday, September 19, 2005

Haydi Kızlar Okula...Türbanınız Yoksa Tabi!

Memleket meseleleri hakkında atıp tutacak kadar kültürlü bir insan olduğumu düşünmüyorum. Doğrudürüst tarih bilmem, coğrafya bilmem, sanat bilmem...Dolayısıyla "şu şöyle olmalı bu böyle olmalı" diyebileceğim çok fazla konu yok. Daha ben anlamamışım ne oluyor, nereye gidiyoruz?

Ancak bütün bunlar bir vicdan sahibi olmamın ve o vicdanın bana bazen, bazı olaylar karşısında birşeyler fısıldamasına engel değil...

Bir kampanya var ya bugünlerde, "Haydi Kızlar Okula" diye...Beşiktaş'ta yürürken gördüm afişini ve hemen aklıma geldi, sanki cümleyi tamamlar gibi "...ama türbanlı değilseniz!" dedim içimden. Sonra biraz düşündüm. Yok yalan söyledim, düşünmedim. Daha önce düşünmüştüm zaten!

Çevresinde dindar insanlar olmayan, bir tane başı bağlı arkadaşı olmayan birinin bu konu hakkında düşünmesinin başlangıcını oluşturabilecek tek şey olabilir: Empati. Sanki bu konu hakkında herhangi bir şekilde yorum yapan insanların yapamadığı birşey gibi geliyor bana, empati kurmak...

Açıkça söylemem gerek; Utanıyorum bu ülkede "kamusal alanlarda" (ki tanımı sürekli değişiyor sanki!) türban/başörtüsü/Eşarp/Çarşaf/Adına-her-ne-diyorsanız yasağı olmasından. Bahaneler, tehditler, korkular, savunma planları..vs..vs. Ne olursa olsun vicdanım razı olmuyor böyle bir uygulamaya. Vicdanım bunu yanlış buluyor. İnançlı bir müslüman olduğum için değil, insan olduğum için.

Bir yandan anlıyorum "korkan" insanları. İnsan tanımadığı şeyden korkar öncelikle...Benim bile yakınımda bir tane başı kapalı kız yok ki, empati ile aydınlatmaya çalışıyorum yolumu...O kadar kolay ki korkmak, "Onlar" demek, genellemelerle sarhoş etmek kendimizi.

Yine de bazı sorular sorulması gerektiğini düşünüyorum:

  1. Bir insan (yukarıdaki örnek için bir kadın) kendi özgür iradesiyle Müslüman olmayı seçip dininin gereklerini yerine getirmeye çalışabilir mi? Yoksa illa ki "gizli bir amacı" mı vardır? İlla ki beyni mi yıkanmıştır?
  2. Bir insan (yukarıdaki örnek için bir kadın) Kur'an'ın Nur ve Ahzap surelerini okuduktan sonra başını örtmesi gerektiği sonucunu çıkarabilir mi?
  3. Bir insan (yukarıdaki örnek için bir kadın) bir önceki maddede bahsi geçen sureleri okumadan "Ben İslam değil, Mislam dinine inanıyorum ve bu din bana başımı örtmemi emrediyor" diyebilir mi?
  4. Bir anne-baba çocuklarını kendi doğrularına göre yetiştirme hakkına sahip midir? Her anne-baba çocuklarını kendi doğrularına göre yetiştirmez mi?
  5. "Beyni yıkanmayan" bir çocuk var mıdır?
  6. Bu ülkede kendi özgür iradesiyle, ailesinden aldığı eğitimle, gördüğüyle, okuduğuyla, bildiği ile, bilmediği ile, kendisine "doğru" olarak öğretildiği biçimiyle herhangi bir kadın Müslümanlığı seçip başını kapatmaya karar verebilir mi?

    Bu soru "sözüm-ona-hoşgörülüler" için:
  7. Türbanla girilemezken başörtüsüyle girilebilen herhangi bir "Kamusal Alan" biliyor musunuz?
  8. Türbanla başörtüsü arasındaki farkları anlatan bir kaynak gösterebilir misiniz?
  9. Bahsi geçen kaynakta "Devleti yıkmak için başını örtenler" ile "İnancı gereği başını örtenleri" ayrıştıran zihin okuyucu cihazı nereden temin edebileceğimiz bilgisi var mıdır?
  10. Yukarıdaki sorularla tarif edilmeye çalışılan insanlardan ülkemizde yaşayanlar olma ihtimali var mıdır?
  11. Eğer varsa Türkiye'de din özgürlüğünden bahsedebilir miyiz?
  12. Bugün inançları nedeniyle eğitim hakkı, ehliyet alma hakkı ve Allah-bilir-başka-ne-hakları elinden alınan insanlar birgün aynı mahrumiyeti bize yaşatabilecek bir pozisyona gelirlerse onları kim suçlayabilecek?

"Onlar" da insan. Hayalleri olan, yaşamaya, mutlu olmaya, huzurlu olmaya çalışan. Okumak isteyen, çalışmak isteyen, mağaza vitrininde gördüğü birşeyi almak isteyen, çocuğuna bir gelecek sağlamaya çalışan, öksüren, ateşi çıkan, hatalar yapan, kızan, üzülen, kıran, döken, ağlayan, gülen, yemek yiyen, nefes alan, oturan, kalkan, yürüyen, koşan...Birşeylere inanan, tıpkı "bizim" gibi

Biliyorum bazılarımıza inanması çok zor geliyor ama durum bu.


Wednesday, September 14, 2005

Don Dale

Don eylemi yaptı Leman Dergisi geçenlerde. Öyle çok büyük çaplı birşey değil, Timur Danış ve yanında 3-4 kişi daha sanırım. Hani savaşı protesto etmek için bebeğini kucağına asıp yürüdü ya, o adam işte. Amma laf etmişlerdi haa! Neyse... Bi tane gazeteci kuku iğrenç bir yazı yazdı millet donla denize giriyo diye..Yazıyı yazarken de biraz fazla kaptırmış kendini, bana sorarsan bilinçaltındaki "donlu-kıllı-hayvan" fantazisini kusmuş farkında olmadan. Normaldir bunlar, ama yazıya döküp binlerce kişiye okutunca herkes benim kadar anlayışlı olmadığı için hakaret ediliyormuş gibi anlaşılabilir. Ki anlaşıldı da!

(Mimar Sinan'da bi kız vardı, resim bölümünde, sanatçı falan. Aşkı, estetiği felan arıyo böyle...Birgün bir arkadaşın evinde otururken yandaki inşaatta çalışan altı-kot-üstü-kıllı-kaslı-çıplak işçiyi hayvanlar gibi su içerken görüp sırılsıklam oluyo...)

Neyse..Lemancı'lar da bu kukunun yazısını protesto etmek için eylem düzenlediler...Donla denize girdiler Caddebostan'da. Sen misin giren! Dünya alem düşman oldu adamlara! Yok donları beyaz diilmiş, yok donla denize girmek desteklenir miymiş, yok popülizm yapıyolarmış, her boku gördüler, birtek adamların yaptıkları mizahı göremediler.

Hem de sahip çıkan, barıştıran ve nerede durduğunu çok da güzel belirten bir mizah bana sorarsanız...

Kuku'nun yazısı için: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=159792

Monday, September 12, 2005

Blog

Fakat blog olayı hakkaten çok keyifli birşeymiş. Mesela ben şu anda buraya ne istersem yazabiliyorum. Bak tam şuraya. Entschuldigung. Bak yazdım. Ehe. Çok zevkli ya! Başka bişey de istesem yazarım. Tepkili Jet Motoru. Aha yazdım. Böyle bir özgürlük var yani.

Servet

Bazı arkadaşlarımız vardır. Bunlarla arkadaşlığımızın temelini oluşturan şey onları çıldırtmaktır. Yani tabiy ki başka şeyler de vardır paylaşılan, beraberce yapmaktan zevk duyulan. Ama onlar, arkadaşını çıldırtmanın yanında çok önemsiz kalırlar. Mesela Servet. Servet'i çok severim. Leziz bir insandır. Ama Servet'i çıldırtmasam bu arkadaşlık olur muydu acaba diye sormadan edemem.

Nasıl anlatsam bu çıldırtma dürtüsünü? Hah, şöyle anlatayım:

Servet İzmirli'dir. Ben şu anda İzmir'in tarihi hakkında yazılmış 620 sayfalık bir kitap okuyorum. Neden? Sırf oradan birşeyler bulup Servet'i çıldırtabilmek için. Böyle birşey yani. Sırf Servet cinnet geçirsin diye geceler boyunca uğraşabilirim. Geceler boyunca okuyabilirim. Günler boyunca yazabilirim. Böyle birşey yani. Sanki çirkin oldu bu şekilde yazınca. Yok yok olmadı.

Robotiğin 3 Altın Kuralı

Zevkle inleyerek Asimov okuduk yıllarca. Üç robot kuralı felan. Hatta bi ara bilim adamları "Evet, gerçekten de Asimov'un prensiplerini AI teknolojisinin ileri aşamalarında baz model olarak alabiliriz, nefis olma ihtimali çok süper" gibi birşeyler söylemişlerdi. Ben de evde sakladığım Pozitronik beyinler sonunda kıymet kazanacak diye çok sevinmiştim. Hepsi boşa çıktı...O bilim adamı olucak herifler bu sefer de "Üç robot yasasına gelene kadar o-hooooo çok yolumuz var, saçmalamayın, adam yaşlıydı sevinsin diye öyle dedik" diyorlar.

Yani göremeyecek miyiz dünya gözüyle R. Daneel Oliwav'ın ortalıkta kibar kibar dolaştığını?

Jöpötömanje

"Elbet lazım olacaktır birgün" dedi Mösyö Dimüniye, tereddütsüz klikler fırlatırken sağa sola...